Crysis 2

İnceleme

Oğuz Sel, 02 Nisan 2011 Cumartesi

Sayfa: 1 / 4

Liseyi istemeye istemeye okudum ve bolca 0’lı, 1’li karnelerle yoluma devam ettim. Üniversite benim için bambaşka bir hayattı. O yüzden üniversite sınavına iyi hazırlanmalıydım ve iyi bir üniversitede okumalıydım. Bunu başardım da. Hatta dershanedeki hocaların dediği gibi üniversitede hem işimi hem de eşimi buldum. Huzurlu bir hayat adım adım sürerken, karşıma çıkan engelleri aşıyordum sırası geldikçe. Ama asıl gerçekleştirmek istediğim hayalim Amerika’ya New York’a gitmekti hep. Bilmiyorum ki sebebini, belki küçüklüğümden beri izlediğim diziler, filmler beynime New York’un huzurlu bir yer olduğunu dikte etmişti. Belki de öyleydi hakikaten. Aradan uzunca zamanlar geçti, inanmayacaksınız; işim gereği benim New York’a taşınmam icap etti. Huzur arayan ben, bana huzur veren eşimi de alıp yerleştim oraya. Tam da hayal ettiğim gibi bir hayattı yaşadığım, hatta o kadar gerçekleştirmiştim ki bu hayalleri; sabah uyanma parçası olarak Dream Theater’ın Innocence Faded’ı çalıyordu merkezi müzik yayın sistemimde. Elimde olmayan sebeplerle hayatım bir süre sonra negatif yönde ilerlemeye başladı. Önceleri bir virüs salgını belimizi büktü. Yo hayır, bana ve eşime bir şey olmadı lâkin çok sevdiğimiz insanları bu salgında kaybettik. Yıkıldık resmen. Tam virüs salgını hızını azaltmaya başlamışken, eşimle işlek bir yerde buluşup bir şeyler yemek üzere anlaşmıştık ki nereden geldiğini bilemediğimiz garip yaratıkların saldırısı sonucu binalar iskambil kâğıdı misali yıkılmaya başladı. Eşimin dizleri yaralandı bu yıkılmalar esnasında. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Onu sıkıştığı yerden çıkarmaya çalıştım, beceremedim. Karşımdan Amerikan askerleri geçiyordu ve ben onlardan yardım istiyordum. Aralarında değişik kıyafetli bir tanesi vardı. Döndü ve uzun uzun bize baktı. Sanki yardım etmek istiyordu ama o an benden ve eşimden daha önemli bir işi vardı; böylelikle etmek istediği yardım, nazik bir niyet olarak kaldı onun zihninde. O ve beraberindekiler araçla önümüzden geçtikten kısa bir süre sonra yanında bulunduğumuz bina üzerimize yıkıldı. Eşim gözlerimin önünde yıkıntılar arasında kayboldu, onunla birlikte de benim hislerim ve ruhum. Savaşın, yıkımın, kötülüğün ne kadar acı verici olduğunu yansıtabilmek adına bu satırları cep bilgisayarımdan yazıyorum. Belki günün birinde birileri okur diye. Ben mi? Hayat artık benim için anlamsız. Şu sıralar susuzluk çekiyorum fakat artık yaşam da ölüm de umurumda değil. Bildiğim bir tek şey var, o da hayallerimin çoğunu gerçekleştirdiğim… Şimdiyse hayallerimde bile rastlayamayacağım kadar acı çekerek ölüme gidiyorum.

nsan hep hayalleri için yaşamaz mı zaten. Onları hayata kazandırdıktan sonra da yeni hayaller peşinden koşar ve yine onları gerçeğe dönüştürmek adına uğraşır, didinir, kendini paralar. Şu yazıyı hazırlamam bile basit bir hayal neticesi ortaya çıkıyor misal. Benimkinden çok daha ziyade hayalleri olan birileri vardı Almanya’da, onlar da Yerli kardeşler ve tabii ki beyin adam Cevat Yerli’ydi. Daha yolun başındayken Commodore 64 oyunları programlayarak oyun programcılığına adım atan Cevat Yerli, sonrasında kardeşleri ve oluşturduğu ekiple hazırladığı görsel demoyu gayet akıllı bir hamleyle Nvidia yetkililerine göstermişti NV fuarlarının birinde ve yılmayıp demo çıkarmaya devam ettiler. Demoları beğenen yetkililer ise Yerli kardeşlerin önünü açan gelişmelerin startını vererek bizim bugün oynadığımız bu mega-kaotik ortamın hasıl olmasını sağladı. Biliyorum neredeyse hepiniz Yerli kardeşlerin neler yaptığını, oyunlarını ve oyunlarının yarattığı etkileri fazlasıyla biliyorsunuzdur. O bakımdan tutup da Far Cry şöyleydi, Crysis böyleydi diye bir şeyler karalamayacağım şimdi. Fakat şu var ki, Crytek her yeni oyununda kendi çıtasını daha da yukarı taşıyor. Yapımları daha fazla ruh kazanmaya, oynarken daha çok şaşırtmaya ve insani duyguları daha çok hissettirmeyi başarıyor. Crysis 2 de böyle bir oyun. Daha oyunun başında yansıtılmak, hatta içine çekilmek istenen kaotik atmosfer birdenbire kişiyi girdabında boğuveriyor.


Yıkım teması her yönüyle gayet gerçekçi bir biçimde işlenmiş.

Çektim Nano Suit’i, Çıktım New York Sokaklarına

"Yıkım" konulu filmlerin ve oyunların uğrak mekânı olan New York, Crysis 2’nin geçtiği yer olarak karşımıza çıkıyor. Oyun, olabilecek en standart konuları uç uca ekleyip, "İnsanlara Asla Güvenme" temelli ana fikri bilinçaltımıza gönderirken, geçmişle çeşitli bağlar kurdurarak yer yer bizi düşünmeye sevk ediyor. Normalde Crytek menşeli oyunlarda düşünmeye sevk işlemlerine veya anlamlı kurgulara rastlamak çok da mümkün değildi; ne var ki Crysis 2 ile ilgili haberleri eklerken denk geldiğim, senaryo yazarının "Bu oyun farklı olacak," sözlerine gülüp geçmiştim. Güldüğümle kaldım. Zira adamlar bu sefer gayet klişe bir konuyu ele alsalar da, sinematikler ve oyun içinde gerçek zamanlı olarak ortaya çıkan durumlarla öyle bir yansıtıyorlar ki, ne diyeceğimi bilemedim çoğu kez. Karşımızda Half Life 2’nin bünyede yarattığı etki yok evet, ancak FPS’ler arasında tekdüzelik modayken, modaya uymamaya çalışan güncel bir oyuna denk gelmek hoş oldu açıkçası. Tüm bu çatışma ortamlarında öyle anlar geliyor ki, nefesinizin daraldığını hissedebiliyorsunuz. Baskın, yer yer iç sıkan, bazen kendine hayran bırakan görsellerin oyunun gidişatıyla paralel biçimde dinamik şekilde değişmesi; algıda seçiciliğin dibine vurduğumuz çatışma sahnelerinde, resmen belimizi büküyor. Aslında iyi de oluyor, hep demiyor muyuz “Değişiklik iyidir,” diye.

Facebook Yorumlar

TrGamer Yorumlar

Onaysız yorum eklemek için üye girişi yapmalısınız.
Yazan  
Yorum  
Vazgeç Gönder