Fortix 2

İnceleme

Ercan Özgönül, 08 Mayıs 2011 Pazar

Sayfa: 1 / 1

yun piyasasının giderek fiziksel ortamdan dijital ortama kaymasıyla birlikte Indie olarak tabir edilen bağımsız oyunlar da hiç olmadıkları kadar popüler oldular. Tabi ki bu ortam değişikliğinin yanı sıra büyük firmaların birbirinin aynısı oyunları bıkmadan usanmadan piyasaya sürmelerinin etkisi de yok diyemeyiz. Her oyunda 22 bin 500 kere ateş edip tek başına orduları yenmekten sıkılan oyuncular her yönüyle daha basit ama daha fazla eğlence sunan bağımsız oyunlara yöneldiler ki sonunda bağımsız oyun piyasası bilgisayar oyunları tarihinin başlangıcındaki şanlı konumuna geri döndü. Herkesin bildiği gerçekleri anlattığımıza göre oyunumuza geçebiliriz.

Yılanın başı Xitrof

Fortix 2 her ne kadar havalı bir isme sahip olsa da aslında oynanış olarak defalarca işlenmiş bir yapıya sahip. Yapımcılar 80’li yılların oyunu Qix’ten ilham almışlar ve tabi ki içeriği biraz farklılaştırmışlar. Oyunumuzda Fortix isimli bir şovalyeyi yönetiyoruz ve karşımızda da topraklarını ejderhalar, orklar ve bilimum kötü yaratıkla doldurmuş Xitrof var. Baş karakterin ismini tersten yazıp kötü karakter yapma fikrinin çok orijinal olduğunu söylemeden edemiyorum. Senaryo kısmı burada sona eriyor maalesef, her bölümde farklı sayıda ve yetenekteki düşmanla savaşıp bölgeleri teker teker kurtarmaktan öteye giden bir senaryo yok. Belli ki ekip Qix’te bizi öldürmeye çalışan çizgilerin yerine top atan kuleleri ve ejderhaları koymanın büyük bir gelişme olacağını düşünmüş ve senaryo kısmını doldurmakla pek ilgilenmemiş. Ayrıca oyunun Indie Game Challenge’ta finalist olduğunu da belirtelim.




Oyunun oynanışı bu tür bir oyundan beklediğimiz üzere oldukça basit ama anlatması biraz zor olacak gibi. Her bölüme haritamızın kenarlarından başlıyoruz ve haritanın içine girdiğimizde geçtiğimiz kısımlarda bir çizgi beliriyor. Bu çizgi bir dikdörtgeni tamamladığında içeride kalan kısımlar bizim kontrolümüze geçiyor ve kötülükten kurtarmış oluyoruz, ayrıca bu dikdörtgenin içinde kalan düşmanlar da tarihe karışıyor. Bu yöntemle puanımız artıyor ve haritadaki kuleleri temizlediğimizde de bölümümüz sona eriyor. Eğer dikdörtgen tamamlanmadan düşmanlar çizgiye temas ederse bir hakkımızı kaybetmiş oluyoruz ve haklarımız bittiğinde oyun da sona eriyor doğal olarak.

Her ne kadar kulağa çok basit gelse de bölümler ilerledikçe artan zorluk seviyesi bunun aksini söylüyor. Oyuna başladığınız andan bitirdiğiniz ana kadar izlediğiniz yöntem aynı olmasına rağmen bölüm tasarımları bu eksi yönü kapatıyor. Ayrıca oyunda 4 farklı zorluk seviyesi mevcut ve en zordayken oyun bir hayli zorlaşıyor ve haliyle oynama süresi de artıyor. Ancak bu basit oynanışın bir de bedeli var. Her ne kadar bölüm sayısı yeterli olsa da oyunu bitirdikten sonra tekrar oynama isteğiniz pek kalmıyor, belki günde 5-10 dakikalık boş zamanlarda oynanabilir ama saatler ayırılacak bir yanı da bulunmuyor.

Bağımsız oyunların grafikleri genelde oldukça basit olup canlı renkler kullanılır, bu durum yine geçerli. Belki biraz daha özenilip çeşitlendirmeler sağlanabilirmiş ama yine de oyunu oynamanıza etki edecek bir durum söz konusu değil.

Oyunun bence en büyük eksikliği çoklu oyuncu modunun bulunmaması. Hepimizin bildiği gibi çoklu oyuncu modu oyunun tekrar oynanabilirliğini artıran en önemli unsur ve yapımcı ekip oyunu 6 haftada tamamladığından olsa gerek, bunun üzerinde durmamışlar. Örneğin bir coop modu gayet güzel olabilirdi. Oyunda rekabeti artırıcı tek nokta dünya çapında kim hangi skoru elde etmiş onu görebiliyor olmamız. Eğer siz de Atari salonu gençliğinin “ismimi yazdırıcam, tüm dünya beni tanıyacak” şeklindeki görüşünü benimsediyseniz en yüksek puanı almaya çalışırken oyunu saatlerce oynayacağınızı ve 32x kombo denemelerine girişeceğinizi söyleyebilirim.




Seslere gelecek olursak, yine orta seviyede diyebiliriz. Müzikler mükemmel olmasa da çok kötü de değiller. Diğer sesler ise bu tür bir oyundan beklendiği gibi oldukça basit hazırlanmış. Zaten oyun da olabilecek en basit seviyede hazırlandığından göze batan bir durum yok.

-Oyun indie mi?, -İniyor abi

Bahsetmediğimiz bir şey kalmadı sanırım, o zaman toparlayalım. Bağımsız oyunları oynayan kitle bellidir aslında o yüzden burada kalkıp “zaman geçirmek için, fazla beklenti içine girmeden, sadece eğlenmek isteyenler göz atsın” demeyeceğim, yoksa dedim mi? Oyunun diğer bağımsız oyunlara göre, özellikle tekrar oynanabilirlik konusunda sıkıntılı olduğunu söylemiştim ama yine de hoşça vakit geçirtmeyecek bir oyun değil, özellikle günde 15 dakikalık boş zamanınızı değerlendirmek için bir oyun arıyorsanız tekrar oynanabilirlik bir sorun olmayacaktır. Oyun şu an Steam’den 8.99 dolara satışa sunulmuş durumda, bir süre daha bekleyip fiyatı düşünce de denenebilir ama dediğim gibi hiç denenmeyecek kadar sıradan bir oyun da değil.

Facebook Yorumlar

TrGamer Yorumlar

Onaysız yorum eklemek için üye girişi yapmalısınız.
Yazan  
Yorum  
Vazgeç Gönder