The Ball

İnceleme

Oğuz Sel, 30 Ekim 2010 Cumartesi

Sayfa: 1 / 2

ekdüze yaşamayı seviyorum, aynı zamanda farklı şeylerle uğraşmayı da. Yeniliklere meraklı ve ayak uydurabilen bir bünyeye sahip olmam tekdüzeliği kendi içinde oldukça farklı yaşamamı sağlıyor aynı zamanda karşıma çıkan her şeyden de bunu bekliyor, yalnızca bu niteliğe sahip işlerden keyif alıyorum. CV açıklaması gibi bir giriş oldu, idare edin. Standart bulmaca oyunlarıyla, standart FPS oyunları karışınca -ki bu ikisi de tekdüze tanımına pek güzel oturmakta- ortaya nasıl leziz bir şeyler çıkara bağlayacağım elbette konuyu. Oyunumuz The Ball. Hayata doğrudan başarıyla başlamış bir yapım olan The Ball, Make Something Unreal yarışmasında ikincilik ödülü almış bir Unreal 3 modu aslında ve daha bir dolu ödülü toplayıp evine götürmüş sonrasında. Günümüzde en kaliteli, en uç, en yaratıcı konuları ve olayları barındıran oyunlar bile artık bu sektörle öyle veya böyle uğraşanlara sığ, boş ve sıkıcı gelmekte. Bu noktada devreye bağımsız oyun yapımcıları giriyor ve ummadık taş pozisyonunda başımızı yarmaya başlıyorlar; iyi de ediyorlar.

Mavilim mavişelim, tenhada buluşalım

Tekdüzelik dedim ya, oyun da üfürükten bir hikâyeyle başlıyor esasen. 1940 yılında Meksika'da yapılan bir kazı esnasında beklenmedik bir şekilde oluşan göçük dolayısıyla yerin dibine giriyoruz (birilerinden çok pis beddua almışız orası kesin). Sonrasında oyun boyunca kullanacağımız iki oyuncağımızla karşılaşıyoruz. Biri Half-Life 2'dekine benzer bir eşya hareket ettirme cihazı, diğeri de onunla tam uyumlu çalışabilen efsanevi üstün yetenekli top. Evet top. Biraz irice ve çeşitli manyetik alanlardan vs. etkilenebilen bu top ile karşımıza çıkan türlü çeşitli bulmacaları çözmeye çalışıyor, bir yandan da o bulmacaları çözmemizi sürekli olarak engellemeye çalışan garip yaratıkları öldürmeye (aslında balon gibi patlatmak desek yanlış olmaz) gayret ediyoruz.




Topun iri kıyım olmasının yanında bize bulmaca çözme, düşman yok etme ve zaman zaman kalkan olma haricinde pek bir işlevi olmadığı için elimizdeki silahı kısaca anlatayım. Topu kendimize çekip beraberimizde hareket ettirebiliyor olmamız bulmaca veya düşman karşılaşmalarında hayli iş görüyor. Bununla birlikte karşımıza çıkan mavi renk çekiç amblemli küpleri de fırlatıp atabiliyoruz. Tabi deli miyiz durduk yere küpleri bir yerlere atalım, tabi ki değiliz; önümüzde çözmemiz gereken bulmacalarda kullanmak için atıyoruz bu küpleri. Cihazımızla hükmedebildiğimiz başka nesneler de var ve hepsinin üzerinde yine mavi çekiç amblemi var. Oynanış oldukça basit ve net. Yalnız iş bulmacalara geldiğinde durumlar değişebilir, onu belirtmeden geçmeyeyim.

Magma tabakasına birkaç santim kala

Oyun boyunca bulmacalarla uğraşmak, arada bir çıkan uyuz düşmanları bertaraf etmek gayet keyifli ama oynarken zaman zaman yaşadığım bir duygu oldu, o da dejavu. Gayet güzel ilerliyoruz, yeni bölüm açıyoruz, sonra aşağı yukarı her seferinde daha derinlere, daha derinlere ve sonra daha derinlere iniyoruz. Zaman zaman hakikaten lavlarla karşılaşıp hoşbeş etsek de en azından aşağıya inişlerde "Az buçuk daha farklılık yaşatamaz mıydınız be abiler?" demeden edemedim. En azından beklenmedik anlarda beklenmedik ortamlarla karşılaşıyorsunuz.

Facebook Yorumlar

TrGamer Yorumlar

Onaysız yorum eklemek için üye girişi yapmalısınız.
Yazan  
Yorum  
Vazgeç Gönder